Hubble arşivinde, ölü bir yıldızın ardından doğmuş olabilecek gezegen ipucu

Hubble'ın 1999 gözlemleri yeniden incelenince beyaz cüce HS 0209+0832 çevresinde olağandışı miktarda niyobyum bulundu. Bu, yıldızın ölümünden sonra oluşmuş 'ikinci nesil' bir gezegene işaret edebilir.

Gökbilimciler, NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu’nun on yıllar önceki gözlemlerini yeniden inceleyerek uzun süredir çözülemeyen bir bilmecede yeni bir ipucu buldu. Nature Astronomy dergisinde 5 Ekim’de yayımlanan çalışmaya göre beyaz cüce HS 0209+0832 çevresindeki olağandışı kimyasal imza, orada “ikinci nesil” bir gezegen bulunabileceğini düşündürüyor.

İkinci nesil gezegen ne demek?

Beyaz cüce, kütlesi düşük bir yıldızın nükleer yakıtı tükenip dış gaz ve toz katmanlarını uzaya saçmasından geriye kalan çekirdek. Normal gezegenler genç yıldızla birlikte oluşur. İkinci nesil bir gezegen ise sonradan, ölmekte olan yıldızın saçtığı malzemeden şekillenir. Dünya ve Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenler Güneş’in doğumundan artakalan malzemeden oluşan birinci nesil gezegenler. Çalışmanın baş yazarı, Warwick Üniversitesi doktora öğrencisi Jamie Williams, beyaz cüce evresinin bir yıldızın ve gezegenlerinin hikâyesinde epilog olmadığını, bildiğimiz sistemlerin potansiyel olarak çok daha uzun bir hikâyenin ilk bölümü olabileceğini söylüyor.

Niyobyum imzası

Hubble, HS 0209+0832’yi 1999’da gözlemlemişti, ancak o dönemki bilim insanları verideki yaklaşık 100 kimyasal özelliği tanımlayamamıştı. Williams güncellenmiş bir kimyasal veri tabanıyla bu gözlemlere döndü ve tanımlanamayan imzaların çoğunun niyobyumdan kaynaklandığını gördü. Niyobyum, Güneş Sistemi’nde de bulunan ve Dünya’da mücevher ile tıbbi görüntüleme cihazlarında kullanılan bir element. Williams’a göre sistemde saptanan olağandışı miktar ise çok farklı bir kökene işaret ediyor.

Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden kuramsal astrofizikçi Nicholas Stone, niyobyum ve demirden ağır diğer elementlerin yıldız çekirdeklerinde nükleer füzyonla oluşmadığını, yalnızca ölmekte olan yıldızların içinde kısa süreliğine ortaya çıkan egzotik koşullarda sentezlenebildiğini belirtiyor. Dolayısıyla niyobyumun varlığı, yıldızın son çırpınışlarının ve içindekilerin uzaya saçılmasının bir göstergesi. Araştırmacılar, yıldız bu kimyasal olarak zenginleşmiş malzemeyi saçtıktan sonra bir kısmının bir araya gelerek gaz devi bir gezegen oluşturduğunu öneriyor. Warwick’ten Boris Gaensicke, niyobyumun bugüne dek incelenen başka hiçbir beyaz cüce çevresinde bildirilmediğini, varlığı anlaşılınca her şeyin yerine oturduğunu söyledi.

Başka teleskoplardan destek

Ekip Hubble sonucunu NASA’nın emekli FUSE (Uzak Morötesi Spektroskopik Kâşif) görevinin gözlemleriyle karşılaştırdı; bu veriler de aynı sistemde güçlü niyobyum imzaları gösterdi. NASA’nın TESS uydusu ise beyaz cüceyi dört ay boyunca izledi ve parlaklıkta tekrar eden değişimler tespit etti. Bu değişimler, yıldızdan yaklaşık 6 milyon kilometre uzaklıkta, yani Merkür’ün Güneş’e uzaklığından çok daha yakın bir yörüngede bir gezegen bulunabileceğini düşündürüyor. Araştırmacılar aday gezegenin yaklaşık Jüpiter büyüklüğünde bir gaz devi olduğunu tahmin ediyor.

Gezegen atmosferini hızla kaybediyor gibi görünüyor. Beyaz cüce görece yakın zamanda oluştuğu için hâlâ çok sıcak ve bu enerji gezegenin dış atmosferinden madde koparıyor olabilir. Kaçan gaz kuyruklu yıldız benzeri bir kuyruk oluşturabilir; bir kısmı yıldızın etrafında bir disk oluşturup yüzeyine düşebilir. Bu süreç Hubble’ın neden niyobyum gördüğünü açıklayabilir. Williams yine de gezegenin kısa sürede yok olmasını beklemiyor; beyaz cüce soğuyup sabit bir sıcaklığa ulaştığında gezegenin milyonlarca yıl boyunca yaşanabilir kuşakta kalabileceğini söylüyor. Williams, bu tür sistemleri anlamak için önümüzdeki yıllarda Hubble ile gözlemlere devam etmeyi planlıyor.

Bulgu henüz kesin bir keşif değil, güçlü bir ipucu. Gezegenin varlığını doğrulamak için daha fazla gözlem gerekiyor; yine de sonuç, ölü yıldızların çevresinde yeni bir gezegen nesli aramanın kapısını açıyor.

Kapak fotoğrafı: NASA, ESA, L. Hustak (STScI) / Wikimedia Commons (CC BY 4.0)

Paylaş
Sonraki makale yükleniyor…